Süt ineği performansı için yemimize güvenmeli miyiz?

istockphoto/pixinoo

Süt üretimindeki artış

İnekler, verimlilik açısından genetik olarak seçilmişlerdir, bunun sonucunda son derece üretken ancak aynı zamanda çok kırılgan ve talepkar olan modern hayvanlar ortaya çıkmıştır. Yirmi beş yıl önce, ortalama bir süt ineği yılda 6,029 kg çiğ süt üretiyordu. Günde iki kez sağım normaldi ve sığır büyüme hormonları ortaya çıkan tartışma konusuydu. Günümüzün modern süt ineği, her yıl ortalama 9.681 kg süt üretiyor yani süt verimi yüzyılın çeyreğinde % 61 artış göstermiş durumda. Bu, 680 kg ağırlığındaki ortalama modern bir süt ineğinin, süt emzirme döneminde vücut ağırlığının% 5'ine yakın bir oranda süt üretebileceği anlamına geliyor. Büyüme hormonları ve günde üç kez sağım, yüksek süt verimi olan hayvanlar için yüksek enerjili yem rasyonları ve genetik seleksiyon kadar süt üretimindeki artışın başlıca faktörleridir.

Bugün süt ve süt bazlı ürünler için artan bir küresel arz eksiği mevcut. Ayrıca gelişmekte olan pazarlardaki tüketici talebine bağlı olarak süt üretiminin önümüzdeki dönemde önemli ölçüde artacağı tahmin ediliyor. Uluslararası Çiftlik Karşılaştırma Ağı (IFCN, 2016) Hindistan'da% 54, Afrika'da % 43, Çin'de %27 ve Brezilya'da % 43'lük bir süt üretimi artışı öngörüyor. (Şekil 1).

Büyüyen bu talebin karşılanması, süt çiftliği yönetiminin birçok yönünü geliştirmeyi gerektiriyor. Hayvan etkinliğini artırmak, rumen ortamını kontrol etmek ve yemdeki anti-besinsel faktörlerin varlığından kaynaklanan hasarı önlemek için yeni besleme stratejileri geliştiriliyor ve yeni katkı maddeleri kullanıma sunuluyor.

Şekil 1. Dünyada süt üretiminde öngörülen artış
Şekil 1. Dünyada süt üretiminde öngörülen artış

Yemin sağladıkları kaliteye göre değişir

Süt ineklerinin süt üretimi; enerji, protein, mineral ve vitaminlere dayanır, bu da yem kalitesini ve bileşimini esas alır. Ancak, tahılların ve yağlı tohumların besleyici bileşimi oldukça değişkendir ve bazen modern inek gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kalarak karlılığı tehlikeye atabilir. Protein içeriği, mineral değeri ve amino asit profilinde değişkenlik oluşabilir.

Süt inekleri için ana protein kaynaklarından biri olan soya fasulyesi unu, kaynağına bağlı olarak besin değerinde dalgalanmalar gösterir. García-Rebollar ve diğ. (2016) dokuz yıllık kapsamlı bir çalışmada üç farklı kökenden gelen (ABD, Arjantin ve Brezilya) 500 farklı soya fasulyesi türünü test etmiştir. Beklendiği gibi, aynı alandaki örnekler ile farklı kökenlerden gelen örnekler arasında; çeşitliliklerin, iklim koşullarının ve toprak özelliklerinin doğrudan bir sonucu olarak çok büyük bir farklılıklar ortaya çıkmıştır.

Koruma yöntemi ve mikrobiyolojik özellikler, yem maddelerinin beslenme kalitesi için önemli belirleyicilerdir. Örneğin, mısır küf ile enfekte olduğunda besin değerini kaybeder. Kontamine taneler daha düşük protein içeriğine (% 9 ila% 8 arasında), daha düşük yağ içeriğine (% 4 ila% 1,5) sahip olur ve sonuç olarak daha düşük enerji seviyeleri içerirler (Tindall, 1983).

Temsili yem örneklemesi

Kaba yemler genel olarak hayvanlar için temel besin kaynaklarıdır. Kaba yem, rumen sağlığını ve verimliliğini korumak için diyetin önemli bir bileşenidir. Kaba yemler, sadece kimyasal bileşimlerinde değil, aynı zamanda sindirilebilirlik ve ruminasyonu uyarma kabiliyetleri bakımından da tahıllardan daha değişkendirler. Bununla birlikte, besin örneklerinin homojen olmayan dağılımı nedeniyle yem örneklemesi oldukça karmaşıktır.

Kaba yemin iki işlevi (beslenme ve mekanik) göz önüne alındığında, yem kalitesinin değerlendirilmesindeki hatalar ciddi sonuçlar doğurabilir. Mısır ve ot silajının kuru maddesi zamanla önemli ölçüde değişir. Kuru madde alımının aşırı tahmin edilmesini önlemek için her hafta ıslak yem analiz edilmelidir. Bununla birlikte, bu analiz çoğu zaman göz ardı edilmekte ve süt rasyonlarındaki ıslak silajın yüksek dahil edilme seviyeleri göz önünde bulundurulduğunda, enerji ve etkili lif eksikliği hayvan performansını ve sağlığını ciddi bir tehlikeye sokarak hayvanları ketoza ve diğer metabolik hastalıklara yatkın hale getirmektedir. Bu durumda nötr detergent lifinin (NDF) ve sindirilebilirliğinin değerlendirilmesi çok önemlidir. NDF içeriğinin aşırı tahmin edilmesi; yüksek üretimde ve genç ineklerde alt-akut ruminal asidoz (SARA) riskini artırabilirken, düşük tahminler de rumendeki yemleme zamanını yavaşlatır ve sonuç olarak yem alımını sınırlayabilir. Bu durumda, süt ineği negatif enerji dengesi içine düşme riski altında olacaktır. SARA, üretim ve sağlığı olumsuz etkileyen bir patolojidir. Emziren hayvanların yüksek enerji taleplerini karşılamak için yaygın bir beslenme tekniği olan bu diyet, hızlı fermente olan karbonhidratlara dayanmaktadır. Etkin lif kaynağı sağlayarak çiğneme aktivitesini artırmak, SARA'yı kontrol etmek için en güvenilir stratejilerden biridir. Bu bağlamda, buğday samanı, genellikle çiftlik seviyesinde yaygın olarak bulunan etkili ve ekonomik bir lif kaynağıdır. Fakat ne yazık ki, buğday samanı mikotoksinler ile kirlenme olasılığı daha yüksek olan yemlerden biridir. Ne yazık ki, buğday samanı mikotoksinler ile kirlenme olasılığı daha yüksek olan yemlerden biridir.(Şekil 2).

Şekil 2. Samandaki mikotoksin kontaminasyonu. Koyu mavi gölgeleme, mikotoksin seviyesinin geviş getiren hayvanlar için risk eşiğini aştığı örneklerin oranını belirtir (% değer parantez içinde verilmiştir).
Şekil 2. Samandaki mikotoksin kontaminasyonu. Koyu mavi gölgeleme, mikotoksin seviyesinin geviş getiren hayvanlar için risk eşiğini aştığı örneklerin oranını belirtir (% değer parantez içinde verilmiştir).

Anti-beslenme faktörlerinden kaynaklanan tehdit

Tahıllar ve kaba yemler bir besin kaynağı olmanın yanısıra doğal olarak ortaya çıkan antinutrisyon faktörleri gibi birçok tehdidi de önleyebilirler. Bu tehditlerin bazıları teknolojik tedavilerle (örneğin antitripsin faktörleri) hafifletilebilir, ancak bazıları depolama sırasında devam edebilir hatta artabilir.  Mantar ve küflerden türeyen ikincil metabolit olan mikotoksinler; depolamadan kurtulabilen ve hayvanlarda sorunlara neden olabilen anti-beslenme faktörü örnekleridir.

Son zamanlarda yapılan bir araştırma, 170.000 bilinen doğal metabolitin çoğunluğunun mantar kökenli olduğunu göstermiştir (Gruber-Dorninger ve ark., 2016). Bazı fungal metabolitler penisilin gibi farmasötik kullanımlara sahiptir. Ergot alkaloidleri gibi diğer bileşenler hem zehirli hem de farmasötik özelliklere sahiptir. Aflatoksin ve trikotesen gibi bazı mikotoksinler süt inekleri için güçlü zehirlerdir. Çok çeşitli tahıl ve kaba yemler, bugüne kadar 400'den fazla suşunun tanımlandığı mikotoksinler tarafından kontamine edilirler. Küresel mikotoksin oluşumunun en kapsamlı analizi olan 2017 BIOMIN Dünya Mikotoksin Araştırması, dünya çapında en sık rastlanan mikotoksinler olan deoksinivalenol ve diğer trikotesenler ile fumonisin kontaminasyonu riskinin çok yüksek olduğunu göstermiştir.

Mikotoksinlerin tespiti

Yem maddelerinde küf oluşumu mikotoksin kontaminasyonunu göstermez, fakat kontaminasyon potansiyelinin var olduğunu gösterir. Bunun yanında temiz ya da küf içermeyen gıda maddelerindeki kirlenme riski göz ardı edilmemelidir. Mikotoksinler çıplak gözle görünmezler, bu nedenle görsel olarak algılamak mümkün değildir.

Mikotoksinlerin hayvan performansı üzerindeki ekonomik etkileri açıktır. Rumen, süt ineği sindirimindeki en önemli organdır ve besin maddelerinin bileşimini, işlevini ve metabolik aktivitesini etkiler. Karaciğer, inek beslenmesi için bir başka önemli organdır. Etkin çalışması, hayvan sağlığını ve performansını etkileyebilir. Mikotoksinler başlıca anti-beslenme faktörleridir, rumen, karaciğer ve diğer birçok organ üzerinde doğrudan olumsuz bir etkiye sahiptirler (Şekil 3).

Birçok bilimsel makale mikotoksinlerin gerçek bir risk oluşturduğunu göstermiştir. Örneğin, Abeni ve ark.(2014), aflatoksin ve fumonisinlerin bir kombinasyonunun büyüme oranını azaltabildiğini ve düvelerdeki ilk östrusun yaşını arttırabildiğini gösterdi. Bu gecikme, karaciğerin glikoz üretme kabiliyetini azaltan kronik karaciğer toksisitesine bağlıydı.

Dünya çapında en sık rastlanan mikotoksin olan Deoksinivalenol, rumen fonksiyonunu, mikrobiyal üretimi, metabolize edilebilir protein mevcudiyetini ve esansiyel amino asitlerin bağırsaklara olan akışını azaltabilir (Danicke ve ark., 2005). Bu nedenle, gıda maddelerinde trikotesenlerin varlığında beslenme uzmanları, süt üretim seviyelerini korumak için diyette protein seviyesini arttırmak zorunda kalmaktadırlar ki bu da pahalı bir durumdur.

Şekil 3. Ruminantlarda mikotoksinlerin etkileri
Şekil 3. Ruminantlarda mikotoksinlerin etkileri

Üç basit adımda mikotoksin yönetimi

Yem maddeleri süt üretiminin devamlılığını sağlayan besinlerdir. Bununla birlikte, yem maddelerinin iki ana dezavantajı vardır: Değişkenlik ve yüksek mikotoksin kontaminasyonu. Her iki yöntemi ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, aşağıdaki adımlar risklerin azaltılmasına yardımcı olabilir:

Adım 1. Yemi düzenli olarak analiz edin.
Yemle ilişkili her bir riski anlamak ve bunları besin karşıtı faktörler açısından değerlendirmek önemlidir. Özellikle fungal metabolitlerin dünya çapında yaygınlığı göz önüne alındığında, mikotoksinlerin varlığı için yemlerin analizi yaygın bir uygulamadır ve önceliklidir.

Adım 2. Yemi uygun şekilde depolayın.
Zamanla daha dengeli bir besin kompozisyonu elde etmek için yem maddelerinin uygun şekilde korunmasını sağlayın. Bu ayrıca mikotoksinlerin depolanmasını azaltacaktır.

Adım 3. Çok stratejili bir mikotoksin deaktivasyon ürünü kullanın
Mycofix®, kapsamlı bir mikotoksin kontrolü için sunduğu kapsamlı yöntemle çok geniş bir mikotoksin spektrumuna karşı koyar.

Kısaca
 
  • Süt için artan talep, süt endüstrisinde teknolojik ve genetik gelişmeler sağlamıştır.
 
 
  • Yem çok değişkendir ve tutarlı süt üretimini zorlaştırır.
 
 
  • Kaba yem ve tahıllar, süt ineği diyetinin temel bileşenleridir, fakat aynı zamanda mikotoksinler gibi besinsel faktörleri de barındırırlar.
 
 
  • Düzenli yem analizi, uygun bir depolama ve mikotoksin azaltma stratejisi, mikotoksinlerin sürünün performansını azaltma riskini düşürmeye yardımcı olacaktır.
 

References

Abeni, F., Migliorati, L., Terzano, G.M., Capelletti, M., Gallo, A., Masoero, F. and Pirlo, G. (2014). Effects of two different blends of naturally mycotoxin-contaminated maize meal on growth and metabolic profile in replacement heifers. Animal, 8(10). 1667-1676.

Dänicke, S., Brüssow, K.P., Valenta, H., Ueberschär, K.H., Tiemann, U. and Schollenberger, M. (2005). On the effects of graded levels of Fusarium toxin-contaminated wheat in diets for gilts on feed intake, growth performance and metabolism of deoxynivalenol and zearalenone. Molecular Nutrition & Food Research, 49(10). 932-943.

García-Rebollar, P., Cámara, L., Lázaro, R.P., Dapoza, C., Pérez- Maldonado, R. and Mateos, G.G. (2016). Influence of the origin of the beans on the chemical composition and nutritive value of commercial soybean meals. Animal Feed Science and Technology, 221. 245-261.

Gruber-Dorninger, C., Novak, B., Nagl, V. and Berthiller, F. (2016). Emerging mycotoxins: beyond traditionally determined food contaminants. Journal of Agricultural and Food Chemistry. 65(33). 7052-7070.

IFCN. (2016). IFCN forecasts: The dairy growth is expected to continue until 2025. Available from: ifcndairy.org/ifcn-forecasts-the-dairygrowth- is-expected-to-continue-until-2025/. [Accessed 08.06.18].

Tindall, W. (1983). Moulds and feeding livestock. Animal Nutrition and Health. July/August. 5.